Cebir Ve Tefviz İnancı



Cebir ve tefviz inancı; sadece Müslümanlara özel bir inanış değildir; birçok din, ideoloji ve filozofun kabul ettiği bir inançtır. Fakat her düşünce sistemi bunu kendisine göre tanımladığından, bu hususta değişik yorumlar ortaya çıkmıştır. Bu hassas konuyu doğru bir şekilde anlaya bilmek için, akli ve fikri olgunlukla birlikte, doğru açıklamaya da ihtiyaç vardır.

Yeterince akli kemale ulaşmayan ve Kuran’ın gerçek müfessirleri, tüm doğruları en güzel şekilde açıklayan, masum imamların öğretilerinden yararlanmayanlar, cebir ve tefviz hakkında çok büyük yanlışlıklara düşmüşlerdir.

İnsan düşüncesiyle kendisini diğer tüm varlıklardan üstün kılmaktadır ve düşündüğü gibi de yaşayan tek varlıktır. Pratik yaşamdaki tüm hal ve hareketlerimiz, yaptığımız her şey bizim düşünce sistemimizin ürünüdür. İnsan nasıl inanırsa öyle yaşar.

Cebir ve tefviz inancı da, kabul ediliş şekliyle insan yaşamında çok değişik etkiler bırakmaktadır. Düşünsenize, her yaptığı işin başkası tarafından yapıldığına ve aslında kendinsin değil de başkasının yaptığına, bir köle gibi zorunlu olduğuna inan birisinin yaşam tarzı nasıl olur? Hiç şüphesiz böyle birinin çabası ve yaşam hedefi çok sönük olacaktır, kendisine yapılan haksızlıklara karşı gelmeyecek, hayat gözünde değersiz, boş ve anlamasız gözükecektir.

Yahut tamamen özgür olduğuna inan, başkasının onun üzerinde hiçbir etkinsin bulunmadığını kabul eden, sorumsuzca canının istediği her şeyi yapacaktır, aslında bu insan içinde hayat çekilmez olur.

Ama cebir ve tefviz inancı, doğru ve ehlibeytin anlattığı şekilde inanılırsa; insan yaşamının ümit kaynağı, Allah’a ulaşma yolunda en büyük destekçi ve büyük zorlukların içerisinde bile yaşamdan keyif almasını sağlayan faktör olacaktır. Ehlibeyt öğretisine göre inana birisi; hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmaz, hayatın bütün zorluk ve sıkıntıları onun için tahammül edilir bir hal alır, yaşam boş ve karanlık gözükmekten çıkar. Hz. Zeynep (s.a) gibi Allah’a tam bir teslimiyet içerinde olan ve ne cebri ve nede tefvizi kabul eden birisi; başına musibetler yağmur misali yağsa bile, yine de gülümseyerek “güzellikten başka bir şey görmedim” der.

Cebir ve tefviz konusunun bu kadar önemli olması, doğru bir şekilde anlaşılıp, öyle inanılmasını gerektirmektedir. Bu yüzden bu konuyu, ehlibeyt mektebine göre açıklamaya çalışalım.

Cebir Ve Tefvizin Tanımı

Sözlük Anlamı: Cebir: Zorla, istemeyerek ve irade dışı yapmaya denir. Bir işi cebirle yaptı denildiğinde, yani kendi isteğiyle değil de başkasının zoruyla yaptı kastedilmektedir.

Tefviz: Bir işi yapmak için tamamen özgür bırakılma, işi yapma veya bir karara varma hususunda serbest bırakılma anlamındadır.

Deyimsel Anlamı: Cebir: Kulların işlediği hayır, şer, iyi, kötü vb. bütün işler, onların kendi iradeleriyle yapılmamaktadır aksine insanın bütün yaptığı işleri yaptıran aslında Allah’tır, Allah'ın cebri ve zoruyla olmaktadır; bu hususta kulun hiçbir tercih, kabul veya reddetme hakkı ve gücü yoktur. İnsan daha dünyaya gelmeden önce Allah onun neler yapacağını belirlemiştir, dünyaya geldiğinde de bu takdirlerden kaçamaz ve yapmak zorundadır. Dünya da insanın kendi özgür iradesi bulunmamaktadır.



1 2 next