İslamiyet’te Kadının Konumu



Eski çaðlarda, hemen bütün toplumlarda kadýnýn hiçbir hak ve deðere sahip olmadýðý yaygýn bir görüþtür. Kadýn, kocasý ve çocuklarýyla birlikte yemeðe oturamazdý; ayakta durur, onlara hizmet ederdi. Mýsýr’da baþlangýçta kadýnlar erkeklerle ayný haklara sahip idiyseler de bu fazla uzun sürmemiþ, Firavun’un emriyle yine köleleþtirilmiþlerdir. Batýlýlar tarafýndan uygarlýðýn beþiði olarak gösterilmek istenen Eski Yunan’da ise kadýnýn hemen hemen kölelerle bir tutulduðunu görüyoruz. Koca karýsýný keyfince dövebildiði gibi baþka birisine de armaðan edebilirdi. Tüm miras erkek çocuklara kalýrdý. Bir erkeðe edilebilecek en büyük küfür, ona “kadýn” demekti. Bu aþaðýlamalarýn ötesinde ayrýca kadýn tüm kötülüklerin kaynaðý olarak da kabul ediliyordu. Ýlim, bilgi, felsefe ve hikmet merkezi olan antik Yunan’da da kadýnýn kýz çocuk doðurmasý bir suç sayýlýyordu. Ýkinci defa kýz doðurduðunda mahkemede yargýlanýyor ve cezaya çaptýrýlýyordu ve üçüncü defa ise idam edilmesine hükmediyorlardý. Eflâtun ve Aristo’nun kadýnýn, erkeðin aþaðýsýnda olduðunu resmen ilan ettiklerini görüyoruz. Yunan’da bir erkeðin dengi yine bir baþka erkektir.

Eski Roma’da ise kadýn, babasýndan kocasýna aktarýlan bir maldý. Sonralarý kadýna birçok hak tanýnmýþsa da, eðitim eksikliði yüzünden bu haklarýný kullanamamýþtýr. Açýkça görülmektedir ki gerek Yunan’da, gerekse Roma’da kadýn erkeðin aþaðýsýnda kabul edilmiþtir.

Kelde ve Babil'de ise kadýnlar diðer mallar gibi satýlýyor, her yýl bu iþ için bir Pazar kuruluyor ve evlilik çaðýna gelmiþ kýzlarýn satýlmasý için ortam saðlanýyordu. Hindistan’da kýz çocuklarýný beþ yaþýnda evlendiriyor, onlar için hiç bir hak tanýmýyorlardý. Kadýnýn hayatýný erkeðin paraziti olarak kabul ediyor ve eþi öldüðünde onu eþiyle birlikte yakýyorlardý. Hiç bir varlýðýn kocasý ölmüþ kadýndan daha aþaðý olduðunu kabul etmiyorlardý. Bugün de ayný þekilde gazeteler birçok Hindularýn çeyiz temin edemediði korkusuyla kýzlarýný küçükken ortadan kaldýrdýðýný yazmaktadýrlar.

Çin ve Tibet’te kadýnlarýn dört duvar arasýnda çalýþma dýþýnda hiçbir hakký yoktu. Kadýnýn yol yürüme gücünü dahi ortadan kaldýrmak için doðduktan sonra ayaklarýný demirden bir kalýba koyuyor, onbeþ yaþýna geldikten sonra da o kalýbý ayaðýndan çýkarýyorlardý.

Yahudilikte de kadýnýn hiçbir deðeri yoktur. Yahudilerin her sabahki dualarýnda þu cümle geçmektedir: “Ezelî ilâhýmýz, kâinatýn kralý, beni kadýn yaratmadýðýn için sana hamd olsun.” Kadýný aþaðýlama geleneðinin Hýristiyanlýkta daha da güçlendiðini görüyoruz. Zira Hýristiyanlara göre kadýn, haram meyveyi Âdem (a.s.)’e yedirerek cennetten kovulmasýna ve böylece insan neslinin günahkâr olmasýna neden olmuþtu. Kýsacasý, Hýristiyanlýkta kadýn kötülüðü, þeytana uymayý ve ayartýcýlýðý temsil ediyordu. Bu sebeple büyük ilâhiyatçýlardan biri olan Ýskenderiyeli Clement’e göre, “Kadýn, kadýn olmaktan ötürü utanmalýdýr.”

Gelelim Cahiliye dönemi Arap toplumuna, genellikle bütün tarihçilerin kabul ettiði üzere kadýnýn hiçbir deðeri yoktu. Öyle ki kadýn olmak utanç verici bir durumdu. Bu yüzden kýz çocuklarý diri diri topraða gömülüyorlardý. Bu Kuran’da þöyle buyrulmaktadýr: “Aldýðý kara haberden dolayý tanýdýklarýna görünmekten kaçýnýr. Aþaðýlanmaya katlanarak onu alýkoysun mu, yoksa topraða mý gömsün diye düþünür. Baksana, ne kötü hüküm veriyorlar!” (Nahl–59)

Tavsif ettiðimiz böyle bir ortamda, Ýslam dini kadýný insan toplumunun gerçek parçasý ve mükemmel üyesi kýldý, esirlikten kurtardý, ona irade ve amel özgürlüðü verdi. Kadýn erkekle ölenin miras býraktýðý servete ortaktýr ve babasýndan, kardeþinden, amcasýndan, dayýsýndan, diðer akrabalarýndan ve eþinden miras alýr, kendisi için meþru olan her iþi ve her türlü yaþamý seçmede serbesttir, amelinin toplumsal saygýnlýðý ve deðeri var, kendi haklarýný talep ederek yetkili mercilere doðrudan doðruya müracaat edebilir ve hakký çiðnendiðinde dava açabilir, tanýklýkta bulunabilir ve kadýnýn yaþamýnýn külliyatýnýn temin olduðu bütün bu merhalelerde erkeðin kadýn üzerinde hiçbir türlü velayet ve kayyýmlýðý yoktur.

Ýnsanýn ameline saygý duyulmasý, el emeðine kendisinin sahip olmasý ve onu kullanmasý açýsýndan Ýslam dininde kadýn tamamen serbesttir; hiçbir engelle karþýlaþmadan veya erkeðin yönetim ve kayyýmlýðýna girmeksizin amel ve iradesinde serbesttir. Öðrenme, öðretme, terbiye, meþru toplumsal iliþkiler ve beðenilir muaþeret konusunda da kadýnla erkek arasýnda en küçük bir fark yoktur; ziynetlerini ortaya koymama, kendini sergilememe, cilve yapmama ve erkeklerin þehvetini uyandýrmama þartýyla kadýn erkeklerle muaþerette serbesttir. Nikâh ve evlilik konusunda da kadýn istediðiyle evlenmekte serbesttir.

Ýslam, insanýn tekâmülünü hedef edinmiþtir. Bu açýdan da kadýn ve erkek arasýnda hiçbir fark yoktur. Ýslam açýsýndan önemli olan kadýnlýk veya erkeklik deðil, kendini yetiþtirme ve Allah’a yakýn olmaktýr. Kadýn ve erkek insanlýðýn iki temel unsurunu teþkil etmeleri nedeniyle, Ýslam’da bazen kadýndan ve bazen de erkekten söz edilmekte; bazý nedenlerden dolayý kadýn övülmekte ve bazý nedenlerden dolayý da erkek övülmektedir. Bu iki cins arasýnda insan olma açýsýndan hiçbir fark yoktur. Bundan dolayý da Kuran iyiler ve kötülere örnek vermek istediðinde kadýndan örnek veriyor. Kötüler için þu örneði zikrediyor:

“Allah, kâfir olanlara, Nuh’un karýsýyla ve Lut’un karýsýyla örnek getirmektedir.” Ýyiler, yani iman edenler için de þu örneði getiriyor: “Ve gene Allah, inananlara, Firavn’un karýsýný örnek getirmede...”  Görüldüðü gibi hem doðru yol ve hem de yanlýþ yol örneði, kadýnlardan getirilmektedir. Baþka bir yerde de erkeklerden bahsediliyor.



1 2 next