Çocukları Cezalandırmak



Uzmanların yapmış olduğu araştırma sonuçlarına göre; şiddet gören çocukluklar büyüdüklerinde birçok psikolojik sorunla karşılaşmaktadırlar. Özellikle anne-babanın çocuğuna şiddet uygulaması, beynin belli bir yerinin fonksiyonunu kaybederek, çocuğun konuşma ve öğrenim kabiliyetini kötü yönde etkilemektedir.

Hiç şüphesiz çocuklara disiplin verilmelidir, fakat bu konu kimine göre “çocuğa nasıl davranması gerektiğini öğretmek”  ve kimine göreyse  “çocuğu cezalandırmak” tır ve ne yazık ki toplumumuzda en fazla kabul gören onu eğitmek yerine onu cezalandırmaktır. Öyle ki dayak ve cezalandırmanın güzel olduğu hususunda birçok atasözü söylenmektedir. “Dayak cennetten çıkmadır, kızını dövmeyen dizini döver…”

Terbiye etmek denilince pek çok kişinin aklına hemen cezalandırma gelir, oysa terbiye etmek ve cezalandırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Terbiye, çocuğa olumlu davranışların, kendini nasıl kontrol etmesi gerektiğinin öğretildiği ve içinde ödüllendirmenin de yer aldığı bir sistemdir. Cezalandırma ise daha menfi bir anlam taşır; çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın arkasından gelen bir sonuçtur.

Ceza, olumsuz bir itici uyarıcının, bir davranımın yapılmasından sonra ona bağlı olarak uygulanması olayına verilen teknik bir isimdir. Buna göre ceza, yeni/güzel bir davranışı öğretmez sadece istenmeyen davranışı bastırır, önünü alır ama bir daha yapılmasını asla engellemez.

Fakat daha bebeklik döneminden başlayarak çocuklarımızı cezalandırmak yerine onlara iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı öğretmemiz gerekmez mi? Çocuğa hangi davranışlarının iyi, hangi davranışları yapmaması gerektiğini öğretmek acaba ebeveynin görevi değil mi? Bunların çocuğa öğretilmesi aslında sanıldığı kadar zor değildir, ancak biraz sabır gerektirir. Özellikle küçük çocukların öğrenmesi zaman aldığından, hatalı bir davranışı değiştirmek genellikle birkaç haftalık bir çalışmayı gerektirir. Dolayısıyla önce eğitim verilmelidir, ceza ise hiçbir zaman gereken eğitimin yerini tutmaz.

Ceza ile bir davranış bastırılmaya çalışılırken, bir başka istenmedik davranış ortaya çıkabilir. Örneğin, çok sevdiğimiz vazoyu kıran çocuğumuzu  cezalandırıyorsak, aslında bu cezayla birlikte çocuğumuza yalan söyleme davranışını da kazandırmış oluyoruz. Bir dahaki sefere çocuk cezadan kaçmak için yalan söyleyecektir.

Öyleyse çocuğumuza,  her zaman her yerde, kendi kendini kontrol edebilme gücünü ve alışkanlığını vermeye çalışmalıyız. Davranışlarını bir başkasını sevindirmek bir başkasının gözüne girmek ya da birinden korktuğu, çekindiği için değil, doğruluğuna, öyle yapılması gerektiğine inandığı için ayarlamalıdır. Çocuğumuzu bu bilince ulaştırmalıyız. Bu bilinçte olan birey her zaman ve her yerde aynı biçimde davranır. Böyle bir insan, davranışlarını ayarlarken daima önce kendisini düşünür, kendi kendine hesap vererek davranışlarına buna göre bir yön ve biçim vermeye çalışır.

Cezalandırma Şekilleri

1-Fiziksel Cezalandırma: Yani dayak atamak, kulağını çekmek, bir yerine vurmak. Bu tür davranışlar ne İslam dinin ve nede uzmanların kabul ettiği davranışlardır.

İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: “Her kim başkasına bir kırbaç vurursa Allah da ona ateşten bir kırbaç vuracaktır.”

Resulullah (s.a.a) ise bu konuda şöyle buyurur: “Terbiye ve öğretimde yumuşaklık gösteriniz ve sıkı tutmayınız, çünkü bilgin öğretmen sıkı tutandan daha iyidir.”



1 2 next