Ahlâka Olan İhtiyaç



Âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resulü (s.a.a):

"Ben, yüce ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim"

Allah Resulünün bu veciz buyruğu, her şeyin başında yüce ahlâkın yer aldığını en güzel şekilde ifade etmiştir. Gerçekten de, bir insanın ahlâksal yaşamı, düzene girmemişse; ruhu, çirkefliklerden arınmamışsa, ne onun dünyevi yaşamı ve işleri bir düzene girer, ne de uhrevi yaşamı. Hatta ahlâkı düzeltip güzel temeller üzerine oturtmadan, fazla hayır amel yapmanın, bir yarar sağlayabileceğini sanmak da hatadır. Aksine; sirkenin, bala katıştığında onu bozarak yok ettiği gibi, kötü huy da, aynen öyle hayır ameli bozup yok eder. Akıbeti; çürüme, bozulma ve hüsrana uğrama olan bir işin, ne gibi bir yararı olabilir ki? Ahlâkı ıslah etmeden, ilim sahibi olmanın bir yarar sağlayacağını da sanmayınız. Hayır, kesinlikle güzel ahlakla süslenmeyen ilimden bir fayda gelmez. Ehl'i Beyt İmamları'nın (a.s): "Böbürlenen, kibirli âlimlerden olmayınız. Zira ki batıl yönünüz, hak yönünüzü de, yok edip götürür" buyrukları, bu gerçeği açıkça ifade etmektedir. Kötü ahlâk sahibinin; baba-annesi, çocukları, eşi, arkadaşları, komşuları, hocası ve öğrencileri gibi diğer insan bireyleriyle olan ilişkilerinden mutluluk duyabileceğini ve huzur içinde olabileceğini de beklemeyiniz. Aksine, sahip olduğu kötü huy neticesinde, kemal ehli insanlar ondan nefret edecek, etrafından uzaklaşıp gidecek, nihayetinde kimseyle doğru dürüst bir ilişkisi olmayan yalnız insan konumunu alacaktır. Neticede de böyle biri, insan bireyleri arasında paylaştırılmış olan yüce kemallerden nasipsiz olmak zorunda kalacaktır. Ehl'i Beyt (a.s)'ın gidişatına dikkat edip, onlardan nakledilen davranış ve sözleri inceleyen bir kimse, bu yüce zatların, dürüst davranış ve yüce ahlâklarıyla halka öncüllük edip dine yönelttiklerini görür. Takipçilerine de aynı yöntemi emretmiş ve buyurmuşlardır ki: "Dilinizle değil, davranışınızla /hakka/ davet edenlerden olunuz." Yani; yüce ahlâkınız ve güzel amellerinizle, diğerlerine örnek olarak, halka yol gösterici olunuz; temeli olmayan içi boş iddialarınızla değil. Demek ki, güzel ahlâk olmadan, ne dünya işleri bir düzene girebilir, ne de ahiret meseleleri. Görmüyor musunuz? Bütün varlık âlemine rahmet olarak gönderilen Allah Resulü, güzel ahlakı kemale ulaştırmayı, ilahi risalete seçilişinin başlıca hedefi olarak ilan etmiştir. Buradan ahlâkı güzelleştirmenin bütün farzlardan önde geldiği ortaya çıkmaktadır. Başka bir tabirle de her hayrın anahtarı, her güzelliğin kaynağı, her yararın temeli ve başlangıcı güzel ahlâktır. Hatta kâfirlerin bile sahip ol dukları güzel ahlâk neticesinde büyük hayırlar elde ettiklerini bildiren hadisler vardır! Örneğin; Allah Resulü (s.a.a)'e karşı savaşarak esir düşen cömert bir müşrik hakkında, vahiy meleği Cebrail nazil olarak, onun cömert biri olduğunu, bu yüzden de Allah Teala'nın, onun öldürülmemesi gerektiğini emrettiğini, bildirdiğine şahit olmaktayız. Böylece güzel ahlakı, mezkûr şahsı dünyada ölümden kurtardığı gibi, iman etmesine vesile olarak ahirette de cennete nail olmasını sağlamıştır. Güzel ahlâk hususunda herkesin tasdik ettiği, bu önbilgileri kavradıktan sonra bilmeliyiz ki, ahlak âlimlerinin de ifade ettikleri gibi, ahlâk hususunda Ehl'i Beyt İmamlarının (a.s) bir takım ilke ve kanunları vardır ki, onları bilip kavramak, güzel ahlâk edinmeyi kolaylaştırır; bir zorlukla karşılaşmadan ona erişmeyi sağlar.

Sonra,"Hak Teâla'nın bize zorluk değil, kolaylık istediğini ve dinde bize bir zorluk çıkarmadığını"

 Bildiren Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı üzere; Resulullah (s.a.a)şeriatın en kolayını bize getirdiği gibi, tarikatta da yüzümüze kolaylık kapılarını açmış; zorluk kapılarını ise kapatmıştır.

O hâlde "Bu iş zordur, nefisle cihat edip ağır riyazetlere katlanmak gerekir; böyle zorluklara katlanabilir miyiz?" gibi bahanelerle, Şeytan bizi ahlâk ilminden nasibimizi almaktan alıkoymasın. Sonra, birçok zor riyazet sahibi ve nefsiyle cihat edenler de vardır ki, Ehl'i Beyt'in ahlâki yönteminden haberdar olmadıklarından, onca çabalarına rağmen, bir takım düşük dünyevi hedef ve makamlardan gayri bir şeye ulaşmamışlar ve ulaşamazlar da. Hakikat şudur ki Allah Teâla, yüce hikmeti ve güzel yaratışı gereği, kullarını imtihana tabi tutmuş; onlardan, bu imtihanlarda en büyük değerleri kazanmalarını istemiş; bu değerlerin anahtarını da küçük amellerde gizlemiştir. Dolayısıyla bu amelleri küçük sayıp da, gevşeklik gösteren kimseler,

istenilen amaca ulaşmaktan geri kalmakla birlikte, hedeften saparak bir takım çirkefliliklere de bulaştıklarından, büyük acılara düşerken, bu küçük vasıtalara sarılan kimseler, zorlanmadan o büyük amaçlara ulaşarak, eşi benzeri bulunmayan büyük saadete kavuşuyorlar. Bu açık hikmetler üzerinde biraz tefekkür edip de düşündüğümüz zaman; Hak Teâla'nın yaratıklarına ne de cömertçe açık deliller ve sayısız nimetler ikram ettiğine şahit olmaktayız. Böylece O'nun ne de büyük kerem ve lütuf sahibi olduğunu anlamaktayız ki, böylesi küçük amellerle kullarını

o yüce makamlara ulaştırmak istemektedir! Buna karşılık; bir de kulların, ne kadar da nankör olduklarına ve nasıl da kendilerini ucuza satarak, ebediyen kalıcı olacak acı azaba atıldıklarına bir bak. Oysa bazı küçük amelleri yapmak onları kurtarabilirdi. Bu hikmeti, Ehl'i Beyt (a.s)'ın: "Rızkın azını azımsayan, çoğundan da mahrum kalır" buyruğundan anlıyoruz. Demek ki, bütün belalar ve musibetlerin temeli ve başlangıcı, küçüğü küçümsemek ve azı azımsamaktır. Buna karşılık, mezkûr hadisten de anlaşıldığı gibi, rızkın azını azımsamayan, çoğundan da mahrum olmaz. Sonra, bu manayı iyice düşünecek olursak, konuyu açığa kavuşturan diğer misalleri de bulabiliriz. Şüphesiz; sayısız Ehl'i Beyt hadisleri de buna şahittir. Örneğin; Ehl'i Beyt İmamları'nın: "Günahların küçüğünden korkunuz" buyrukları; keza: "Hiçbir itaati küçümsemeyin,

belki Allah'ın rızası onda olur ve hiçbir  günahı küçümsemeyin,belki Allah'ın gazabı onda olur" buyrukları ve benzeri birçok hadis, hidayet talibi olanlara, şeriat-ı Muhammedi'nin, Allah Teâla'nın izniyle en yüce, en sevilen amaçlara ulaştıran, küçük ve kolay hükümler üzerine kurulmuş olduğunu açıklamakta yeterlidir, sanıyoruz. Hak Teâla'nın, bir Kutsi hadiste: "Bana bir karış yaklaşana, Ben bir adım yaklaşırım" diye buyurması da, konuya daha bir açıklık getirmektedir. Hak Teâla'nın, kendisine yaklaşana, daha çok yaklaştığına; kendisine sırt

çevirene de çağrıda bulunduğuna göre, O'na yönelip kapısını çalana, nasıl davranacağı malumdur! Bu hususta, Hz. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s)'ın, Seher duasındaki: "Sana kavuşmak için hareket eden kimsenin yolu kısa mesafelidir. İnsanların dünyevi arzuları /ya da "kötü amelleri"/



1 2 next