MELEKLERİN YARDIMA GELİŞİ



Şeyh Müfid Muhammed b. Muhammed b. Müman "Mevlid'ün Nebi ve Mevlid'ül Esfiya" kitabında kendi isnadıyla Hz. Sadık'tan (a) şöyle rivayet eder: "Hüseyin (a) Mekke'den hareket ettiğinde Resulullah'a (s) yardım etmiş olan melekler ellerinde savaş araçları ve cennet atları üzerinde gökten inip Hüseyin'i (a) mülakat edip selam verdiler ve Ey Allah'ın hücceti, dediler, mukaddes yüce yaratıcı birçok savaşlarda ceddin Resulullah'a (s) bizim vesilemizle yardımda bulundu ve şimdi de sana yardım etmek için bizi göndermiştir. Hüseyin(a) onlara buyurdu: Ben sizinle, öldürüleceğim Kerbela'da buluşacağım; oraya vardığımda yanıma gelin. Melekler, "Biz senin sözüne itaat etmekle görevlendirilmişiz Allah tarafından. Eğer düşmanlarının seninle karşılaşmasından endişe duyuyor isen hizmetinde kalalım"

dediler. Hüseyin(a) "Kerbela'ya varıncaya kadar onlar bana bir şey yapamaz" buyurdu. Daha sonra bir grup mümin  cinler Hüseyin'in (a) yanına gelip biz senin şia ve dostlarınız dediler, her ne istiyorsan bize emret, bütün düşmanlarını nabud edelim ve sen kendi vatanında kal Eba Abdillah'il Hüseyin (a) onların hakkında dua ederek buyurdu: Ceddim Resulullah'a (s) nazil olan Kur'an'ın "De ki: Evlerinizde de olsanız, öldürülmeleri yazılanlar, gene çıkarlar, öldürülüp yatacakları yerlere giderlerdi." (Al-i İmran- 154) buyurduğunu okumamış mısınız? Medine'de kalmanın neticesi

yoktur. Eğer ben evimde kalsam bu şaki ve bedbaht insanlar neyle imtihan edilecekler? Benim kabrimde kim yatacak? Oysa ki Allah yeryüzünü serdiğinde onu benim için seçmiş, şialar ve dostlarımız için sığınak kılmıştır. Onların amellerini orada kabul ve dualarını icabet edecektir. Bizim şialarımız o toprakta ikamet edecek, dünya ve ahiretleri güvencede olacaktır. Siz Aşura'ya denk gelen Cumartesi günü benim yanıma gelin. Başka bir rivayette de İmam'ın(a) onlara şöyle buyuduğu nakledilmiştir. "Cuma günü benim yanıma gelin, çünkü o günün sonunda ben öldürüleceğim ve Ehl-i  Beyt'imden, yakınlarımdan ve kardeşlerimden de kimse kalmayacak ve başımı Yezit'e götürecekler." Mümin cinler, andolsun Allah'a, dediler, eğer senin emrine itaat vacib olmasaydı sana muhalefet eder ve senin düşmanlarını, sana zarar vermeden önce öldürürdük. Hüseyin (a) buyurdu: "Andolsun Allah'a, onları öldürmek için bizim gücümüz sizden daha fazladır ama biz herkese hücceti tamamlamak istiyoruz ki helak olacaklar, hücceti görüp helak olsunlar ve saadete erecekler de hüccetle saadete ersinler." Daha sonra İmam Eba Abdillah (a) yoluna devam etti ve Tan'im menziline vardı. Orada Yemen valisi Buhayr b. Yeşar'ın Yezit b. Muaviye'ye göndermiş olduğu hediyeyi götüren bir kafileyle karşılaştı. Müslümanların meşru hakim ve halifesi Hüseyin (a) olduğundan dolayı gönderilen hediyeyi aldı ve kafilede bulunan devecilere de "Bizimle Irak'a gelmek isteyenler gelebilir. Onun kirasını ödeyecek ve iyi davranacağız. Gelmek istemeyen  de buraya kadar gelmiş olduğu yolun kirasını alıp dönsün" buyurdu. Onların bazısı Hüseyin'le (a) beraber yola devam etti ve bazısı da geri döndü. Hüseyini (a) kafile daha sonra bir sonraki Zat-u İrk menziline vardı. Orada Irak'dan gelen Bişr b. Galib'i gördü. Ona "Irak halkının durumu nasıl?" diye sordu. Bişr, kalben seni severler dedi, ama kılıçları Beni Ümeyye'ye yardım etmektedir. İmam buyurdu: "Doğru söyledin. Allah dilediğini yapar ve irade ettiği her şeye hükmeder." Kafile yoluna devam etti ve öğlenin girişinde Sa'lebe menziline ulaştı. Hüseyin (a) kısa bir uyuklamadan sonra uyanıp: "Bir münadi gördüm ki siz hızla ilerliyorsunuz, sesleniyordu ve ölüm de sizi hızla cennete götürüyor." Oğlu Ali babacığım, dedi, biz hak üzere değil miyiz? Evet, dedi Hüseyin (a), andolsun ki biz hak üzereyiz. Ali, o halde dedi, ölümden korkmayız. Hüseyin (a) buyurdu: "Canım oğlum, Allah sana hayırlı mükafatta bulunsun." O gece Sa'lebe menzilinde kaldılar.