EHLİBEYT AHLAKI



Her Şey Kendisinden Yukarıdakine Oranla Küçük Ve Değersizdir 

Her şey ne kadar da büyük olsa kendisinden daha büyük olana oranla küçülür. Her  zorluk  kendisinden daha zor ve çetin olan bir şey karşısında kolaylaşır; ve asla nazara gelmez. Örneğin, ayağına bir diken batan kimseyi akrep sokarsa şüphesiz ayağına diken battığını tümüyle unutup aklından çıkarır. Bundan şu sonuç elde edilmektedir ki, Hak Teala her şeyi, daha üstün  ve yüce birine musahhar kılar .

Azamet, güç ve kemalde nihai dereceye uluşan İmam Ali'ye bakıver. Hz. Muhammed (Allah'ın rahmet ve selamı onlara olsun) anılınca nasıl kendini küçük görerek "Ben Muhammed'in (s.a.a) kölelerinden bir köleyim" diyordu. Bu diğer mahluklarda da rastlanan bir husustur. O halde eğer dünya belalarının sana kolay gelmesini istersen ondan daha zor ve ağır olana bak. İçinde bulunduğun zorluğa, ondan daha zor olan diğer bir zorluk eklenirse ne yapabileceğini düşün. O zaman içinde bulunduğun zorluk, kendisinden daha ağır olana oranla kolay gelecek ve bunu kendin için bir nimet olarak göreceksin o zaman, "bana daha ağır bir zorluk yüklemeyen Allah'a hamd olsun, isteseydi ban daha ağır zorluk yükleyebilirdi" dersin.  

Eğer yaptığın bir hayır ameli büyük görmekden kurtulup kendini beğenmeye yol açan sevince kapılmakdan kurtulmak istersen, amelini senden üstün olanların amelleriyle karşılaştır, mukayese et.

Veya şimdi bulunduğun makamdan daha üst makama çıktığını farzet; o zaman bu hayır amelle sevinip övünmek bir kenara dursun, onu özür dilenmesi gereken bir suç ve günah olarak görecek ve onu kendine mal etmekten çekineceksin.

Eğer bu halini Allah'ın izniyle kendine bir alışkanlık edinirsen sürekli olarak Hakk'a doğru hareket edersin. Zira onun muhabbetinin sonu yoktur. İhlas ve amelde hangi büyük makama ulaşırsan, ondan daha iyi ve güzelini görürsün. Eğer bu yolda durmak için bir nihayet ararsan bil ki, bu yolun sonu yoktur. Fakat bir engelle karşılama bir yerde durmak istersen bu da doğru değildir. Zira Hak Teala seni lütuf  ve keremiyle kendisine yakınlaşmaya çağırmaktadır. Ondan gayri neye yönelip, neye razı olabilirsin ki? Ey Allahım; Sen'den başkasına razı olup Sen'den başkasını gaye edinen gerçekten de zarara uğramıştır.

Buraya kadar yapılan açıklamadan açıkça anlaşılıyor ki, devamlı Allah Teala'ya itaat yolunu katederek, O'na  doğru hareket etmek gerekir. Bu ise itaatin bir yönünden ayrılırken itaatın diğer yönüne yönelmekle olur. Çünkü Allah-u Teala farzlara uyulmasını sevdiği gibi ruhsatlarına da uyulmasını sever.

Allah-u Teala'nın sevgisini isteyen birisine, müstahap amelleri  yapmak  O'nun sevgisini kazanmak için tabii bir vesile olduğu gibi beşeri tabiatın gereği nefsinde itaat etmeye karşı bir yorgunluk ve dolayısıyla nefret korkusu sözkonusu olan birisine de o ameli terk etmesi ruhsat verilmiştir.

Allah Teala böyle hallerde  ruhsatına uyulmasını sevdiği için o bunuda kendi muhabbetini kazanmak için bir vesile kılar. Buna göre bir şahıs bazen bir ameli yaparken, bazen de aynı ameli terketmekle Allah Teala'nın muhabbetini kazanır. İşte bu büyük bir feyizdir.

İmam Ali (a.s) ve İmam Hasan'dan (a.s) nakledilen bu iki hadis arasındaki farktan da bunu anlamak mümkündür. İmam Ali (a.s) kendisinden nakledilen hadisde: "Eğer Allah'ın rızası olan iki şeyle karşılaşırsam nefsime en zor olanını seçerim" diye buyuruyor. İmam Hasan da (Allah'ın selamı ona olsun): "Ben nefsime en kolay olanını seçerim" diye buyuruyor.

İmam Hasan'ın buyruğu işte Allah  Teala'nın ruhsatlarına da uyulmasını sevdiği ve ibadette aza iktifa etmenin tercihi yüzündendir. Bir hadisde şöyle buyrulmaktadır:



1 2 3 4 next