Psikolojik yaklaşımla Nehc'ül-Belâğa'da kadın



Hz. Ali'nin (a.s) kadınlar hakkındaki tutum ve tavırları

Bir insanın tutum ve tavırlarını bilebilmek için o insanın davranışlarını, davranışlarının temelini oluşturan ilkeleri ve kullandığı yöntemleri bilmemiz gerekir.

Buna göre, "Tutum ve tavırlar, gerçekte belli bir alanda davranış biçimini belirleyen değişmez ilkelerdir." diyebiliriz. Başka bir ifadeyle; tutum ve tavırlar, insanın pratik mantığıdır. Ancak, nasıl ki teorik mantık alanında herkes düşünüyor ama herkes mantıklı düşünmüyorsa, pratik mantık alanında da herkes birtakım davranışlar sergiler ama herkesin davranışları belli ölçü ve esaslara dayalı olmaz. Bütün davranışları belli ölçü ve ilkeler dayalı insanların sayısı çok azdır. Çoğu insanın düşüncesine hâkim olan hercümerç ve mantıksızlık, davranışlarına da hâkimdir.[1]

Hiç kuşkusuz, tutum ve davranışları belli ölçü ve ilkelere dayalı olan yüce insanlardan biri de Hz. Ali'dir. Bu nedenle onun kadınlarla ilgili tutum ve tavırlarını incelerken, aslında onun bu ilkelerini ve düşünce tarzını ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.

Nehc'ül-Belâğa ile Kur'ân arasındaki sıkı bağlantı

Ehlibeyt'in, insanlara Kur'ân'ın feyiz kapılarını açanlar ve ilâhî kelâmın sözcüleri olduğu gerçeğinden hareketle, onların sözlerinin, engin ilâhî kaynaktan beslendiğini söyleyebiliriz. Gerçekte onlar, Kur'ân'ın gerçek müfessirleri, koruyucuları ve bu suskun kitabın konuşturucularıdırlar. Onlar, Kur'ân takipçilerinin, bu engin ve saf ilâhî kaynaktan faydalanmaları için güvenilir bir vasıtadırlar. Nitekim Hz. Ali (a.s), hiçbir zaman Kur'ân'dan ayrılmayan Ehlibeyt hakkında şöyle buyuruyor:

"Onlar öyle kişilerdir ki hilimleri (veya hükümleri) ilimlerinden, susmaları konuşmalarından, görünüşleri iç yüzlerinden haber verir size. Onlar, dine karşı durmazlar ve dinde ayrılıklara düşmezler. Din, onların arasında gerçek tanıktır, sustuğu hâlde onların üstünlüğünü söyler durur."[2]

Yine başka bir yerde şöyle buyuruyor: "Bu Kur'ân'dır, onu konuşturmaya çalışın; ama o konuşmaz. Lâkin ben ondan haber vereyim size; geleceğin bilgisi, geçmişe ait haberler, derdinizin ilâcı, aranızdaki düzenin gerektirdiği her şey ondadır."[3]

Masum Ehlibeyt İmamları, Kur'ân'a sarılanların başında gelmekte ve bu ilâhî kelâma asla muhalefet etmemişlerdir. Sözlerinde ilâhî kelâma bağlılıktan başka bir şey görülmemiş ve inançlarının kaynağı Kur'ân olmuştur.

İşte bu yüzden, konumuz olan kadınların hakkında Hz. Ali'nin (a.s) teorik yaklaşımına ulaşmanın en iyi yolu Kur'ân'dır.

Daha önce de değindiğimiz üzere, Kur'ân'ı Kerim, kadını tüm ilâhî ihsanlardan nasiplenmiş, erkekle müşterek insanî kimliğe sahip, manevî olgunluklardan payına düşeni almış ve erkekle eşit insan haklarına sahip bulunan biri olarak ele alır. Öyle ki, iman edenlere imanın örneği olarak bir kadını tanıtıyor. Nitekim küfrün örneğini de yine kadınlar arasında gösteriyor.

Şu bir gerçek ki, Kur'ân penceresinden kadın hakkında beyan ettiğimiz düşünceler, Hz. Ali de de mevcuttur. Kur'ân açısından kadın, kâmil bir insan, fakat Kur'ân-ı Natık olan Ali (a.s) açısından geri zekâlı, zayıf imanlı veya akrep ve şer gibi tabirlerle anılan bir varlık olması mümkün olamaz.



1 2 3 next