İnsanın Dinden Beklentisi



İnsanın Dinden Beklentisi

Ayetullah Cevadi Amuli

İnsanın dinden beklentisi nedir?

Cevap:

“İnsanın dinden beklentisi” çağdaş dünyada dini düşüncenin karşı karşıya bulunduğu ve sorguladığı en önemli konulardan biridir. Örneğin şu sorular sorgulanmaktadır: İnsanın dine ihtiyacının delilleri nelerdir? İnsanın din dışında temin edemeyeceği ne tür eksiklikleri vardır? Acaba din, insanın tüm işlerini idare etmek için midir, yoksa bazı işleri insani ilim ve akla mı bırakılmıştır? Acaba tüm işler dini olabilir mi, yoksa bazı işler asla dini olamaz mı? Acaba din sadece değersel ilkeleri mi beyan etmektedir, yoksa ilmi ilkeleri de ele almakta mıdır? Acaba dinin, insanın manevi ve uhrevi hayatı için bir takım programı olduğu gibi, dünyevi ve toplumsal işleri düzenleme ve yürütme için de belli bir programı var mıdır, yok mudur? Acaba din sadece teklifi ve vaz’i hükümleri mi beyan etmektedir, yoksa ahlak ve duyguları kontrol noktasında da bir yorumu var mıdır? Acaba eğer toplum ilmi ve akli açıdan gelişir ve ilmi ve akli ilerlemeyle bir çok ihtiyaçlarına cevap bulacak olursa, dine olan ihtiyaç ortadan kalkar mı ve bu durumda insani ilim ve akla müracaat yeterli midir? Bu ve benzeri bir çok sorular insanın dinden beklentisi hususunda söz konusu edilecek ve incelenecektir. Lakin bundan önce çağdaş dünyada bu soruların ortaya atılmasının ve tartışılmasının nedenlerine, tarihi akışına ve kelam ilmindeki konumuna işaret edeceğiz ve daha sonra da insanin dinden beklentisi konusunun temel ilkelerini beyan etmeye çalışacağız.

Konunun Tarihçesi

18. asırdan öncesine kadar filozoflar ve bilginler, din bilimcilerin görüşlerini değerlendirecek, özellikle de Allah’ın varlığını ispat delilleri ve diğer itikadi meseleler hakkında bazısını kabul ediyor, bir kısmını da ıslah veya red ediyorlardı. Ama insan hayatında dinin yeri hakkında açıkça veya resmi olarak asla konuşmuyorlardı. Hatta Machiavelli[1], Hobbes[2] ve John Locke[3] gibi kimseler bile dinsizliği kınıyor, mahkum ediyorlardı. Ama 18. asırda aniden, önceki yılların aksine din ve dinin kökenleri hakkında şüpheler icat edildi. Din ve dinin kaynakları için dünyevi köken bulmaya çalıştılar. Din ile ilgili olarak da, toplumların hakikatine bakmaksızın, sadece insani temel ihtiyaçlardan birini temin ettiği sebebiyle yöneldiği inançlar düzeni olarak farklı görüşler beyan etmeye koyuldular.”[4]

Bu şüphe ve zanların kökeninin ilim ve din çatışması ve bu çatışması ve bu çatışmanın nasıl halledileceği mi, yoksa hümanizm ve insan merkezli düşünceler ve insanın Allah ve göklerden bağımsızlığı iddiası mı, hermeneutik[5] teorisi ve hermeneutiğin dini metinlerin anlayışıyla irtibatı mı, yoksa genel anlamda din ile ilgili olarak böyle teoriler ortaya atmasına insanın akli ve ilmi ilerlemenin mi neden olduğu her ne kadar açıklığa kavuşmamış olsa da, kesin olan gerçek şu ki bu konu 18. asırda din ile ilgi tepkilerin ortaya çıkmasıyla birlikte söz konusu edilmiştir.

Ama doğuda ve İslam’dan önce insan hayatında dinin konumunun reddedilmesi görüşü, Hind Brahmanlarından[6] kaynaklanmıştır. Brahmanlar, nübüvveti inkar ediyor ve şüpheye düştükleri için Peygamberlerin gönderilmesinin aklen imkansız olduğuna inanıyorlardı. Ama İslam’ın zuhurundan ve kelam ilminin ortaya çıkışından sonra, İslam kelamcıları genel nübüvvet alanında insanin dinden beklentisi konusunu da incelemeye koydular. Zira genel nübüvvet hususunda bağımsız akıl hükmünce insanın vahiy ve risalet olmaksızın mutlu bir hayata sahip olmayacağı ispat edilmektedir.

Şimdi de insanın dinden beklentisi meselesinin düşünsel temellerini ele almamız uygun olur.

İnsanın Dinden Beklentisi Konusunun Düşünsel Temelleri

Her bileşik hakikati tanımak o bileşiğin cüzlerini ve parçalarını tanımaya bağlıdır. Dolayısıyla önce "din", "beklenti" ve "insan" kelimelerinin açıklığa kavuşması gerekir.



1 2 3 4 5 6 7 next