Sahabenin Adaleti Görüşünün Siyasî ve Fikrî Kökleri



Sahabenin Adaleti Görüşünün Siyasî ve Fikrî Kökleri

Sahabenin adaleti görüşü, hadis ehli ekolünün oluştuğu dönemden bu yana kesin bir inanç olarak Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat arasında benimsenerek sabit inançlarından biri olmuştur.

Bu inancın şekillenmesinde, sahabe dönemindeki birtakım siyasî olayların etkisi olmuştur. Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra meydana gelen olaylar, Muaviye’nin ve Ümeyye Oğulları'nın Müslümanlara musallat olup hâkimiyeti ele geçirmelerine neden oldu. Bu dönemde birçok acı olaylar meydana geldi, sayısız cinayetler ve katliamlar gerçekleşti. Osman’ın hilâfeti döneminde Ümeyye Oğulları, karşılarında meydanı açık görünce içlerine gömdükleri ihtiras ve arzularını ihya etmeyi ve siyasî inzivadan çıkmayı kararlaştırdılar. Sonunda da, Muaviye İmam Hasan (a.s) ile barış anlaşması imzalayarak resmen kendisini halife ilân etti. Muaviye, yapmış olduğu savaşlarda suçsuz insanları katletti, Müslümanları çeşitli yöntemlerle baskı ve korku altına aldı. Hilekârlık ve propaganda yöntemlerine başvurarak sayısız bidatler ortaya çıkardı. Sahabenin büyük ve takvalı şahsiyetleri, Muaviye’nin cellâtlarınca katledildi. Hz. Peygamber’in  Ehlibeyt’i ve İmam Ali (a.s) sindirilmeye çalışıldı.

Böyle bir durumda, hiç şüphesiz, insanlar o günkü durumu ve olayları tahlil etme ihtiyacı duyacaklardı. Bu yüzden sahtekâr Emevî propaganda teşkilâtı, siyasî bir hedef olarak Müslümanların olayları doğru bir şekilde yorumlamasına mani olmak için çalışıyordu.

Muaviye, kendi şahsiyetini korumak, herhangi bir kıyam ve direnişle karşılaşmamak ve meşruiyet elde etmek için uşaklarını seferber ederek geniş çapta yalan hadisler uydurmaya başvurmuş ve bu hadisler vasıtasıyla bir yandan değersiz insanları yüceltmeye ve hayalî kahramanlar ve yalancı mitler oluşturmaya ve diğer yandan Ali (a.s) ve Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’inin fazilet ve değerini düşürmeye çalışmıştır.

Böylece kendi akıllarınca her açıdan Haşimoğulları ve Ümeyye Oğulları arasındaki savaştan galip ve kahraman olarak ayrılacaklarını zannediyorlardı.

Bu iki teşebbüsün psikolojik sebebi, Hz. Ali'nin (a.s) faziletleri karşısında içine düştükleri aşağılık ve geri kalmışlık kompleksinden kurtulmaktı.

İşte bu dönemde Muaviye, sahabenin içtihadı düşüncesini ortaya atarak bu vesileyle kendilerinin tüm kötü davranışlarını tevil etmeye çalıştı ve halkı baskı altında tutarak sahabenin şahsiyetinin eleştirilemeyeceği fikrini yaygınlaştırdı. Böylece halkın, sahabeden bazısının uygunsuz, yersiz davranışlarını yargılamasına ve onlardan birini geçmişi sebebiyle suçlamasına engel oldu. Hatta bununla da yetinmeyip her türlü yanlışlığa bir kılıf uydurabilmek için sahabeden herhangi birine uymanın dinî açıdan bir mahzuru bulunmadığı fikrini yayarak herkesin kendine göre bir din anlayışı ortaya koymasına zemin hazırladı.

İşte böyle bir süreçte kelâmî ve fıkhî boyutta bütün sahabenin adil olduğu görüşü şekillenmeye başladı.

Bu inancın şekillenmesine sebep olan önkoşulları göz ardı ederek, bu görüş sahiplerinin maksat ve hedeflerine iyimserlikle bakanlar ve onların hayırsever niyetler taşıdığını tasavvur edenler ise şöyle bir yorum ortaya koymaktadırlar:

Tâbiîler döneminde ve daha sonraki yıllarda halktan birçoğu sahabe ve halifeler dönemindeki tarihî olayları incelemeye başladılar. Halkın büyük sahabîlerin şahsiyet ve yaşantı tarzı hakkındaki fikirleri artmaya başladı. Sahabenin fazilet veya kötülükleri meclisten meclise aktarıldı. Bu dönemde tarih boyunca en çok zulme ve baskılara maruz kalanlar, kendi haklarını dile getirmeye, zulme uğramış ve hakkı çiğnenmiş biri olarak eleştirilerini ortaya koymaya başladılar. Böylece muvafık ve muhalif olanlar karşı karşıya geldiler. Bir grup alimler ise bu gidişin hiç kimsenin menfaatine olmadığını görünce, tarihî olayları kapatmak, sahabe dönemindeki kanlı ve acı olayların hükmünü Allah’a havale etmek, her iki tarafa da saygıyla bakılmasını ve sahabenin yaptığı her şeyin mazur görülmesini sağlamaya çalıştılar.



1 2 3 next