Hakka Giden Yol Nasıl Katedilir?



 

Hakka giden yolun salikinin şu bir kaç noktaya riayet etmesi gerekir. Bu yolun rehberleri olan Ehl-i Beyt'in (Allah'ın selamı onlara olsun) açıklamış olduğu bu noktaları bilmek ve amel etmek sayesinde bu yolu katetmek kolaylaşır. Bunları gözardı etmek ise insanı yoldan alıkoyar.

Bu noktalar şunlardan ibarettir:

1- Bütün hayırlar Hak Teala'nın nezdinde olduğunun bilinci içerisinde olup ondan gayrisinden hayır talep etmemelisin. Halkdan muaşiret edip düşüp kalkmada da Hak Teala'nın nezdinde olan hayrı ve onun rızasını kazanmayı amaç edinmelisin. Mesela amacın sadece halka ihsanda bulunup onlara hayır ve yarar ulaştırmak olmalıdır. Zira Ehl-i Beyt'ten gelen hadislerde olduğu gibi halk Allah Teala'nın sofrasından geçinen bir aile olarak nitelendirilmiştir. Hak Teala'nın nezdinde ise en sevimli kimse O'ndan geçinen bir aileye hizmet eden kimsedir. O halde hadis-i şerifteki Allah Teala'ya en sevimli kimse olmak şerefine ulaşmak istersen bu hususa önem ver ve bil ki, halktan bu yol ile kazandığın şey onlara ulaştırdığın yarardan daha fazladır. Zira sen onların aracılığıyla Hak Teala'ya en sevimli olmak makamına ulaşmaktasın; (bu da sana yeter). Halktan bunun dışında bir karşılık ve yarar bekleme. Hak Teala'nın dışında kalan herşeyden ümit ve beklentini kes.

Muaşeretteki prensibin insanlara iyilik yapmak ise, bunun ilk aşaması olarak kendini onlardan gelebilecek kötülüklere tahammül etmeğe ve kötülüğe kötülükle karşılık vermemeğe hazırlamalısın. Bu senin onlara yapabileceğin ilk ihsandır. Bu işi yaptıktan sonra yani kendini onlardan gelen kötülüklere karşılık vermemeğe hazırladıktan sonra bununla da yetinmemelisin, zira sen Ehl-i Beyt'e uymak istiyorsun; Ehl-i Beyt'in ahlakı ise kendilerine kötülük yapana iyilikle karşılık vermek, ihsan etmek, kendilerine karşı zulüm ve haksızlıkda bulunanı affetmek, kendileriyle ilişkiyi kesen kimseyle ilişki kurmak ve kendilerine esirgeyene bağışta bulunmaktır. Ehl-i Beyt'e (a.s) uymak istediğine göre onlar gibi sen de halkın kötülüğü karşısında onlara iyilikte bulunma  makamına erişmek için kendi nefsini böyle bir sahnenin vuku bulmasını arzulayan biri olarak hazırlamalısın ki, bu sebeple kötülük yapana iyilikle karşılık verme faziletine erişebilesin, Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inin (Allah'ın selamı onlara olsun) ahlak ve sireti de budur zaten. Hazreti Ali, (Allah'ın selamı ona olsun) "Allah Teala yanında en sevimli kul, peygamberine uyan kimsedir." buyurmuşlardır. İşte sen de diğerinin kötülüğüne iyilikle karşılık verirsen herşeyden önce bu yüce makama ulaşırsın; ayrıca kendi acizliğine rağmen kötülük yapana iyilikle karşılık verdin mi yüce kerem ve mutlak zenginlik sahibi Allah Teala'nın senin kötü amellerine ihsan ile karşılık vermesine layık olursun. Dolayısıyle, bu davranışından ötürü Hak Teala da sana böyle karşılık verir.

Allah Teala'nın, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi emretmesi, sana kendisinin böyle davranmağa daha evla olduğunu bildirerek böyle bir muameleye senin daha fazla muhtaç olduğunu belirtmek içindir. Bu yüzden insanlara böyle davranmayı emretmiştir. Böylece bu davranışından dolayı sana ulaşan menfaat, senin ihsanda bulunarak başka birine ulaştırdığın menfaattan daha fazladır. Dolayısıyla, basiretin olursa kötülüğe kötülükle karşılık vermek bir yana dursun onun sana yaptığı kötülüğünü, gerçekte seni böyle makamlara ulaştırdığı için teşekkürü gerektiren birer ihsan olarak görürsün.

Elbette bütün bunlar bir insandan gerçekten de sana bir kötülük dokunduğu takdirdedir. Ama sen diğerine haksızlık yaptığın halde -genelde olduğu üzere- sonra kendini haksızlığa uğramış olarak gösterdiğin durumlarda ise bu vebaldan kurtulmak için ne yapman gerektiği apaçık bellidir. Zira biz, haksızlığa uğradığını ileri sürerek şikayette bulunmayan bir insan görmedik. İster kötü, ister iyi insan olsun şimdiye kadar gördüğümüz her iki hasımdan hiç birisi diğerine karşı zulüm ve haksızlık yaptığını itiraf etmiş değil. Tekvalı ve salih insanlar bile, birbirleriyle kavga ettiklerinde her ikisi de diğeri tarafından haksızlığa uğradığını, kendisinin diğerine iyilik yaptığını ve onu kötülüklerine tahammül ettiğini iddia ettiklerini görmüşüzdür. Oysa onların hiçbirisi bile bile yalan konuşmaz, yalana teşebbüs etmeye cüret edemezler. O halde, bunun da kötülüğe emreden nefsin, batıla hak elbisesi giydirerek sahibini yanıltmak için yaptığı hilelerinden diğer birisi olduğunu düşünmelisin.

İşte bunun içindir ki, Allah Teala mahkemede adilin adaletine itimad edilerek onun kendi lehine verdiği şehadetinin kabul edilmesine izin vermemiştir. O halde biraz insaflı olan kimse, kendisi hakkında düşüncesini suçlamalı ve kendi lehine olan şehadetini Allah Teala'nın kabul etmediği gibi kendisi de kabul etmemelidir.

Ayrıca, ilişkinin temelini diğerlerinden yararlanmak değil, onlara yardım ulaştırmak esası üzerine kurduğun takdirde halkdan menfaat beklememekle kalbini rahatlatmış olursun. Bu da nefis zenginliğidir. Nefis zenginliği ise büyük bir zenginliktir. Elbette insanlara ilk iyiliğin onları rahatsız etmemen ve onları incitecek hareketlerden kaçınmandır. Daha sonra, nefsini onlardan gelebilecek acılara tahammül etmeye hazırlamalısın. Sonra da tek çaban ve amacın onlara ihsanda bulunmak olmalıdır.

Nefsini buna hazırladığın takdirde, onlardan sana bir iyilik ulaşırsa bu iyiliği onlardan beklemediğin için daha bir zevkli olur. Onların sana sundukları hediyeden gerçekten gözlerini kesip iyiliklerini kabul etmeni beklediklerini sezersen onu kabul et. Zira onu kabul etmen de, her ne kadar ona ihtiyacın olmasa bile onlar için bir ayrı ihsandır. Böyle bir hedyeyi geri çevirmen onların kalbini incitir. Bu da onların hakkında kötülük sayılır. Oysa sen onlara kötülük yapmamaya karar vermiş ve buna da emredilmişsindir. Ama onların sana sundukları hediye yalnızca bir örf ve adet icabı olur ve kalben onu kendilerine geri iade etmeni beklediklerini hissedersen, o hedyeyi onlardan kabul et ve sonra senin onlara hediyen olarak tekrar onlara geri iade et. Ama onlar bunu kendilerinden kabul edip sonra ondan daha fazla ve daha değerli bir şeyle karşılık vermeni beklerlerse, imkan dahilinde o ihsanı onlardan kabul et ve sonra daha fazlasıyla karşılık ver. Bu onlara bir ihsandır. Fakat bunu yaparken onların, bu ihsandan karşılık beklediklerinin farkına vardığını belirtme ve işi zahirde oluğu gibi yürüt. Bu senin onlara bir ihsanındır. Kısacası; ey kardeş, Allah-u Teala adalet ve ihsana emrediyor ve bil ki, diğerlerine davrandığın gibi sana davranılacaktır.

Bunu da bilmelisin ki halka ihsanda bulunmak çok mal harcamakla olmaz. Bir çok mal harcayan iyilik ve ihsan etmek makamına erişemezler. Nasıl iyilik yapacaklarını bilmediklerinden mal harcamaları kalp kırmak ve incitme vesilesi olur; maksatları iyilik yapmak iken nihayette yaptıkları tahkir edici bir sadaka olur. Bütün bunlar da Ehl-i Beyt'ten gelen emirlerin ihmal edilip onların gidişatına dikkat edilmediği içindir. Mümin bir kardeşinin ihtiyacını gidermek istersen bilmelisin ki Ehl-i Beyt, insanlara yardım etmek ve diğerlerinin ihtiyacını gidermek hususunda şu bir kaç şeyi göz önünde bulundurmayı şart bilmişlerdir:



1 2 3 4 next