İLMİ MÜZAKERELER



 

 Bu mekale Ayetullah Allame Tabatabai ile meşhur Fransız müsteşrik Prof. Corbin’in şiilik üzerine yaptıkları görüşmenin bir bölümüdür.

Geçen yılın -1338:1959 - sonbaharında bazı önemli işlerimin takibi için Tahran'da bulunmuş, bu arada fırsatı değerlendirerek Tahran'daki dostları da ziyaret etmiştim.

Bugünlerden birinde, eski kültür bakanı ve öğretim üyesi değerli bilimadamı sayın Cezayiri Bey bu hâkiri arayarak Sorbon ve Tahran üniyersitesinde felsefe dersleri veren İran -Fransa Ensti- tüsü başkası ve aynı zamanda tanımış müsteşrik ve İran uzmanı prf. Henry Corbin Bey'in benimle görüşmek istediğini söyledi.

doğrusu ahlâki erdemleri ve nadir ilmî çalışmaları konusunda kulağıma çalınan kayda değer özellikleri nedeniyle ben de Corbin Bey'le görüşmek istiyordum. Ben nedenle sözkonusu daveti kabul ederek randevulaştık ve 2-3 gün sonra bir akşam üzeri sayın Cezayiri Bey'in evinde, sıcak ve samimi bir atmosferde kedisiyle görüştük.

Her ne kadar bu mülâkât dar bir makitte ve alelacele gerçekleştiyse de -sayın Corbin Bey Peris'e gitmeye hazırlanıyordu çünkü- kendisiyle dostluk bağımız kurulmuş ve uzun yıllar boyunca yaptığı ilmi calışmaların mahiyet ve niceliği hakkında bir ön bilgi edinmiş oldum.

Corbin Bey bu mülakatımız sırasında Batılı müsteşriklerin islam hakkında edindikleri bütün bilgilerin, mütalaa ettikleri işlami eser ve kitapların ve görüştükleri bütün müslüman ilmî ricallerin hep ehl-i sünnet atmosferinde ve ehl-i sünnet ulemasından ibaret olduğunu, sadece onlarına kaynak ve görüşlerinden faydalanıldığını, hatta çeşitli islam mezheplerile bu mezheplerin usul, akide ve inanç yapıları konusunda da yine sadece ehl-i sünnetten faydalanılmış bulunduğunu belirtiyordu.

Ona göre; eğer, meselâ İran'a bir müsteşrik gelmişse bile, kendisinden öncekilerin bilgilerine itimad ettiği için şia mezhebinin ana gerçekleri üzerinde incelemede bulunma gereği duymamış ve bu mezhebin sosyal ve umumi durumunu incelemekle yetinmiştir ki bu incelemelerde de genellikle halkın avâm kesiminin görüşlerini alma yoluna gidilmiş ve neticede bu tür bilgilerin sıhhatli ve ana kaynağı olan ulemaya başvurulmamış, neticede, herşeyi kendi müsteşriklerinden duyup öğrenmeye alışan Batı toplumunda şiâ gerçeği gereğince tanınamamıştır.

Corbin şöyle diyordu:

"Avruplı bir düşünürün islam adına anladığı tek şey ehl-i sünnet mezhebinden anlamış olduklarıdır; ona göre islamın bugün dünyaca bilinip  belli bir konuma sahip olması da yine ehli sünnet ulemasının çaba ve mücahedelerinin bir neticesidir. Keza islam felsefi denilen şey, temelini Endülüslü İbn-i Rüşd'ün atmış olduğu şeydir. Ne var ki, bugüne değin gelmiş geçmiş bütün müsteşriklerin tersine ben şii mezhebinin asil, köklü ve güçlü bir mezhep olduğu inancındayim, gerçek bir mezhebin bütün özelliklerini taşıyor. Bunun dışında -söylenegelenler- eski müsteşriklerin şia adına Batıya tanıtmış oldukları asılsız ve kültür dışı şeylerdir.

Protestan bir, hırıstiyan müsteşrik olarak şimdiye değin yapmış olduğum araştırma ve incelemeler neticesinde edindiğim intiba, islamın maneviyat ve hakikatlerine, bu dine karşı daha "gerçekçi bir yaklaşımı olan "şianın baış açısıyla bakılması gerektiğidir. Keza islamın biricik hedefi olan "insanlığı hidayet ve maneviyata yöneltme" yolunda karşılaşılacak her nevi meselenin de yine şiilerin prensip ve bakış açılarıyla çözülebileceği kanaatindeyim.



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 next