PEYGAMBER AŞIĞI



 

Yazın son günleriydi, Medine sıcaktan kavrulmaktaydı. İnsanlar kan-ter içinde kalmışlardı. Hurmalar olgunlaşmak üzereydi. Ağırlıktan yere doğru sarkan hurma dalları çok güzel bir görünüme sahipti.

Yavaş yavaş hurmaları toplama zamanı gelmişti. Bir yıllık kuraklık ve kıtlık yerini bereketli bir yıla terk etmişti. O yıl bolca yağmur yağmış, ağaçlar meyvelerle dolmuştu. Bahçıvanlar, ağaçlardan  meyveleri toplayıp satmayı ve diğer insanlar da almayı düşünüyorlardı.

İşte böyle bir günde, yorgun ve toz-toprak içerisinde kalmış bir deveci süratle şehire doğru yaklaştı. Medineli olmadığı her halinden belli idi. Yüzü güneşten yanmış ve siyahlaşmıştı. Uzak bir yoldan geldiği ve şahsiyetli bir insan olduğu halinden anlaşılıyordu.

Öğle ezanı vaktiydi, Müslümanlardan büyük bir kalabalık, şehrin camisinde toplanmış diğer Müslümanlar da aceleyle camiye doğru gidiyordu. Yolcu suratla şehrin sokaklarından geçerek, caminin önünde devesinden indi. Devenin ön ayaklarını bağladıktan sonra aceleyle camiye girdi.

Bilâl ezan okumak için her zamanki yerine çıkmıştı. Halk camiye girerken Bilal’ın o güzel sesi duyulmaya başladı. “ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER...” O sırada abdest almakta olan Hz. Peygamber (s.a.a) camiye aceleyle giren yolcunun farkına vardı, yolcu daha ağzını açıp bir şey söylemeden, Peygamberimiz (s.a.a) den samimi ve sıcak bir ses yükseldi; Selamun Aleyküm.

Yolcu, Peygamber (s.a.a)’in selamını aldı. Peygamber (s.a.a) onun konuşmasını bekledi. Yolcu soluk soluğa “Ya Resulullah kötü haberlerim var. Rum imparatoru büyük bir ordu ile bize saldırmayı düşünüyor.”

Resulullah (s.a.a) biraz sessizlikten sonra olup biten her şeyi anlatmasını istedi. Haberci, Rum ordusu ve donanımı hakkında duyduğu, bildiği her şeyi Peygamberimiz (s.a.a)’e anlattı.

Namaz eda olunduktan sonra Hz. Peygamber (s.a.a) minbere çıktı, halk sessizlik içinde merakla bekliyordu. Yeni bir şeyler olacağını herkes fark etmişti. Peygamber efendimiz (s.a.a), Allah (c.c) yolunda savaşmak hususunda bir hutbe okudu; Cihatla ilgili bir kaç ayet okuyarak, Rumların savaş hazırlığı içerisinde bulundukları haberini Müslümanlara bildirdi. Daha sonra, Müslümanlardan eli silah tutan herkesin, silahını kuşanıp azığını da yanına alarak, harekete hazır olmasını istedi. Peygamber (s.a.a) daha sonra, birkaç kişiyi, Mekke’ye ve Müslümanlarla dostluk içinde bulunan kabilelere gidip savaş için ordu toplamaları için görevlendirdi.

Kötü haberdi gelen; zira çektikleri onca zahmet ve çalışmalarının karşılığını alacakları bir gündü. Onlar meyveleri toplamak, ağaçların gölgesinde oturmak ve dinlenmek umuduyla bir yıl boyunca kıtlığa tahammül etmişlerdi. Dahası, Medine’den Rum’a giden yol çok uzaktı; yollar yakıcı kumsal çöllerden geçiyordu. Bu çöllerde bazen öyle tufanlar oluyordu ki her şey kumların altında kalıyordu. Bir canlının yaşayabilmesi, hayatını sürdürebilmesi çok zordu... Ne yapılmalıydı. Düşman Müslümanlara saldırıya hazırlanıyor ve Peygamber (s.a.a) de cihat emrini vermişti. Müslümanlar savaşa hazırlanmalıydılar.

Peygamberimiz (s.a.a)’in konuşması bittiğinde, halk aceleyle ayrılıp evlerine gitti, borçlarını ödediler, silahlarını çıkarıp temizlemeye ve yağlamaya başladılar. Bu arada bazıları için bir yıllık zahmetlerinin karşılığını almadan savaş meydanına koşmak çok zor geliyordu. Bu durum münafıklar için iyi bir fırsattı. Halkın gönülsüzlüğünden yararlanarak, onları Peygamberimiz (s.a.a)’e karşı kışkırtmaya çalıştılar.



1 2 3 4 5 next