Molla Ahmed Neraki (Ö. H. 1245)



 

“Fakih iki şeyde velayet sahibidir:

1 - Peygamber ve insanların hakimi ve İslam’ın sağlam kaleleri olan imamların velayet sahibi olduğu her şeyde fakih de velayet sahibidir. Elbette nas ve icma ile veleyet-i fakihin dışında bırakılan hususlar bunun dışındadır.

2 - İnsanların din ve dünyasıyla ilgisi bulunan, aklen veya adeten insanların yapması gereken, fert veya grubun ahiret ve dünyasının kendine bağlı olduğu, insanların din ve dünyasını düzenleyen şeriatta yapılması emredilen, fakihlerin icma ettiği bir hadis gereği zararı nefyeden, zorluğu ve darlığı gideren, Müslümana gelebilecek bir tehlikeyi önleyen, veya başka bir delille farz kılınan, yapılması veya terk edilmesi hususunda şeriat sahibinden izin alınan, belli veya belli olmayan bir şahıs veya grubun sorumluluğuna havale edilmeyen, yapılması gerektiğini bildiğimiz, şeriat sahibinden yapılması için icazet alınan, ama icra ile memur olanın belli olmadığı tüm hususlarda fakih işleri uhdesine almalıdır.[1] Ama birinci emrin (delilin istisna ettiği hususlar dışında Peygamber ve İmam’ın velayet sahibi olduğu her hususta fakihin de velayet sahibi olduğu hususunun) delili ise fıkhın kesin ilkelerinden sayıldığı bir biçimde gerçekleşen fakihlerin icmasının bulunmasının yanı sıra, bu konuyu açıkça ifade eden rivayetlerdir.

İkinci emrin (Allah’ın terk edilmesini hoş görmediği hususların) delili ise fakihlerin icma ve ittifakının yanı sıra iki husustur...”[2]


[1] Merhum Neraki’nin burada belirttiği şeyler Merhum Hui gibi son dönem fakihlerden bazısının velayet-i fakihi bu çerçevede kabul ettiği, hisbiye ile ilgili işlerin açıklamasıdır. Bu fakihler velayet-i fakihi sadece bu çerçevede kabul etmektedir. Masumun velayet sahibi olduğu her hususta fakihin de velayeti olduğunu kabul etmemektedirler.

[2] - Ahmed Neraki, Avaid’ul Eyyam, s. 187 - 188.