Cevahir’in Sahibi Şeyh Muhammed Hasan Necefi, (Ö. H. 1266)



 

Cevahir sahibi de velayet-i fakihin genel oluşu hakkında şöyle yazmaktadır: “Fıkıh bablarında ashabın amel ve fetvasından velayet-i fakihin umumiyeti anlaşılmaktadır. Belki de onlara göre bu kesin, zaruri ve açık meselelerden biriydi.[1]

Hakeza şöyle demiştir: Benim görüşüme göre Allah fakihe itaati, ulu’l emr olarak bizlere farz kılmıştır. Bunun delili de fakihin hükümetinin delili, özellikle de Sahib’ul Emr’in (af) rivayetidir.[2] Elbette fakihin velayeti şeriatın hüküm veya mevzusunda bir müdahalenin olduğu veya şer’i hükümlere özgü oluşu iddiasının icma-i mürsel ile red edildiği her şeyde geçerlidir. Zira fakihler velayet-i fakihi çeşitli yerlerde beyan etmişlerdir. Bütün bu yerlerde hükümet delillerinin mutlak oluşu dışında bir delil mevcut değildir. Bu konuyu teyid eden bir husus da İslam toplumunun toplumu idare için fakihe olan ihtiyacının, şer’i hükümlerde fakihe olan ihtiyacından daha çok oluşudur.”[3]

Velayet-i fakihin alanı hakkında ise şöyle yazıyor:

İmam’ın (a.s) “Şartları haiz fakih hakkında genel olarak” ben onu size hakim kıldım.” sözü, zahirinden anlaşıldığı üzere şartları haiz fakihin genel velayetine delalet etmektedir. Ayrıca İmam’ın (a.s) “Hadis ravileri benim sizin üzerinizdeki hüccetimdir ve ben de Allah’ın hüccetiyim.” sözü de açık bir şekilde fakihin geniş yetkilerine delalet etmektedir. Bu yetkilerden biri de hadleri icra etmektir. Velhasıl hadleri ikame etmek ve icraya sokmak gaybet günlerinde de farzdır. Zira birçok hususlarda Masum İmam’ın (a.s) niyabeti, şartları haiz fakih için sabit ve geçerlidir.

Fakih; siyasi ve toplumsal kanunlarda Masum İmam’ın (a.s) sahip olduğu konumdadır. Bu açıdan İmam ve fakih arasında hiç bir farklılık yoktur. Bu konu görüş sahipleri ve fakihler arasında hal olmuştur. Kitapları gaybet döneminde imam’ın naibi olan hakime müracaat örnekleriyle doludur. Eğer fakihler Masum İmam (a.s) adına genel niyabet makamına sahip olmazlarsa, Şia ile ilgili tüm işler iptal edilir. Bu yüzden fakihin genel velayeti hakkında vesveseli sözler ifade edenler fıkhın tadını almamış, Masumların sözünün anlam ve şifresini çözememiş, “Fakihi hakim, halife, kadı, hüccet... kıldım” diyen İmamlar’ın sözünü derk edememişlerdir. Oysa bu ve benzeri sözler bizlere imamların maksadının kendileriyle ilgili birçok hususta, Şiilerin işlerinin gaybet döneminde fakih vesilesiyle düzene koyulması olduğunu ifade etmektedir. Bu yüzden Selar b. Abdulaziz, Merasim adlı kitabında imamların bu işleri fakihlere havale ettiğine yakin etmiştir... Velhasıl fakihin genel velayet konusu, hiç bir delile ihtiyaç duyulmayacak kadar açıktır.[4]

Rivayetin zahiri de fakihin genel olarak tüm yetkileriyle Masum (a.s) tarafından niyabet hakkına sahip olduğuna açıkça delalet etmektir. Bu aynı zamanda, “Ben onu size hakim kıldım.” diyen İmam’ın sözünün de gereğidir. Yani ben onu yargı ve velayet işi ile ilgili tüm hususlarda veli ve tasarruf sahibi kıldım. Dolayısıyla “Meydana gelen olaylarda hadislerimizin ravilerine (fakihlere) müracaat edin. Zira fakihler benim sizler üzerindeki hüccetimdir ve ben de Allah’ın hüccetiyim.”[5] diyen İmam-ı Zaman’ın (a.s) sözünün gereği de budur. İmam’ın (a.s) bu sözden maksadı şudur: Fakihler benim hüccet olduğum her şeyde sizlere hüccettir. Elbette özel bir delilin istisna ettiği durumlar bunun dışındadır. Bu fakihin özel bir takım hükümlerde fakih olmayan birini yargı makamına tayin etmesi ile de çelişki içinde değildir. Bu rivayet ve genel velayet makamı esasınca müçtehit mukallidini, mukallid olan halk arasında helal ve haramı ile ilgili fetvalarıyla hükmetmesi için yargı işine tayin edebilir. Böyle birinin hükmü, müçtehidin hükmü, müçtehidin hükmü, İmamlar'ın (a.s) hükmü de Allah’ın hükmüdür. Bu konu, Vesail ve diğer kitaplarda ilgili rivayetleri dikkatlice inceleyen kimseler için çok açıktır, hatta kesin bir husustur.[6]


[1]-  Muhammed Hasan Necefi, Cevahir’ul Kelam, s. 16, s. 178.

[2] - Şeyh Hur Amili, Vesail’uş Şia, c. 18, s. 101 (Kitab’ul Kaza, Ebvab - u Sifat’ul Kadı, 9 - 11. Bölümler).

[3] - Muhammed Hasan Necefi, Cevahir’ul Kelam, c. 15, s. 421 - 422.

[4] - Muhammed Hasan Necefi, Cevahir’ul Kelam, c. 21, s. 395 - 397.

[5] - Bak. El - Hurr’ul Amıli, Vesail’uş Şia, c. 18, s. 101 (Kitab’ul kaza, ebvab - u sıfat’il kadı, 9 - 11. Bölümler.



1 next