18- Kur’an’ın Bizzat Kur’an’la Tefsir Edilişi Mümkün mü?



Bu sorunun cevabı önceki bölümlerdeki incelemelerden iyice anlaşılmaktadır çünkü, bir yandan Kur’an bütün insanlara inmiş herkesi muhatap kabul eden onları doğru yola hidayet eden ebedi bir kitaptır; öte yandan Kur’an herkese çağrıda bulunarak onun Allah tarafından gönderildiğine inanmıyorlarsa Kur’andakine benzer sureler getirmeleri için meydan okuyor; yine Kur’an kendisini, aydınlatıcı nur, ve her şeyin açıklayıcısı olarak tanıtıyor. Böyle bir kitabın açıklanışında ve anlaşılmasında kendinden başka bir şeye muhtaç olması düşünülemez.

Yine Kur’an-ı Kerim, beşer kelamı olmadığını ispatlamak istediğinde (Nisa Suresi 82) şu noktaya değiniyor:

Kur’an, ayetleri birbiriyle uyumlu bir kitaptır; birbiriyle çelişen sözler onda yoktur; eğer çelişkili sözlerin varolduğu sanılıyorsa da Kur’an üzerinde derince düşünülürse böyle bir çelişkinin olmadığı ortaya çıkar. Oysaki eğer Allah’ın kelamı olmasaydı çelişkisiz olmazdı, içerisinde birbiriyle çelişen sözler çok bulunurdu.

Açıktır ki Kur’an anlatımda ve gerçek maksatlarının anlaşılmasında başka bir kimseye veya şeye muhtaç olsaydı beşer kelamı olmadığını ispatlamak için ileri sürdüğü bu delil doğru olmazdı. Çünkü, eğer bir muhalif (peygamberin peygamberliğine iman getirmemiş bir kimse) Kur’an’da birbiriyle çelişen bir yer bulduğunu ileri sürer ve böyle bir çelişkinin olmadığı Kur’an’ın kendi ayetlerine dikkat etmekle anlaşılmazsa, peygamberin Kur’an’a istinat etmeyen bir açıklamasıyla anlaşılırsa, peygamberin bu açıklaması o muhalifi ikna etmez. Çünkü, o Resulullah’ın masumluk ve doğruluğuna henüz iman getirmemiştir. (çünkü peygamberin bir mucizesi olan Kur’an’ın sayesinde ona iman getirmek istiyor). Başka bir ifadeyle peygamberin Kur’an’ın lafzına istinat etmeden ayetler arasındaki bir çelişkiyi çözümlemesi, sadece peygamberin peygamberliğine ve masumluğuna inanan bir kimseye yarar. Halbuki üstte işaret ettiğimiz Kur’an’ın beşer kelamı olmadığını ispatlamak isteyen ayet, (Nisa Suresi: 82) peygamberin peygamberliğine inanmamış kimselere hitap etmektedir. Resulullah’ın kesin bir Kur’ani delil göstermeden ayetler arasında bulunduğu sanılan çelişkileri çözümlemeye gitmesi böyle kimseler için geçerli olamaz.

Diğer yandan, peygamberin sözlerine ve Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmesine geçerlilik ve mesnediyet kazandıran da Kur’an’dır. Ve Ehl-i Beyt’in tefsir ve sözlerine geçerlilik kazandıran Peygamberdir. (Demek her şeyden önce Peygamberin ve Ehl-i Beyt’in sözüne ihtiyaç duyulmadan Kur’an’ın kendi geçerlilik ve mesnediyet ispatlanmış olmalıdır).

Bu iki mukaddimeden şöyle bir sonuç elde edebiliriz: Kur’an-ı Kerim’de ayetlerden bazısı diğer bazısının tefsiri ve açıklamasıdır.

Peygamber ve onun Ehl-i Beyt’i ise Kur’an’ın masum muallimi mesabesindedirler. Bunlar Kur’an’ı tefsir etmede asla yanılmazlar; neticede bunların yaptıkları tefsir üstte işere olunan ayetlerin birbirine eklenmesiyle ortaya çıkan tefsirle asla bir çelişki arz etmez.