Kur'an Anlatımında Zâhir ve Bâtın Yollara Niçin Başvurmuştur?



a) İnsan dünyevi ve geçici hayatında, kendi varlık çadırını bir küçük su dalgası gibi, sonsuz madde denizi üzerinde kurmuştur. Kendi varlığını koruma yolundaki bütün çırpıntı ve çabaları bu denizin coşkun dalgalarına bağlıdır. Yani maddeyle uğraşır durur.

Dış ve iç hisleri, devamlı madde ve maddiyatla meşguldür. Düşünceleri, hissi bilgilere bağlıdır. Yemek, içmek, oturmak, kalkmak, söylemek, işitmek, gitmek, gelmek, hareket etmek, uyumak ve nihayet hayati faaliyetlerinin tümünü, madde üzerine kurmuş, fikri de hep bununla meşguldür.

Dostluk, düşmanlık, yüce gaye taşımak, makam ve bunlara benzer bazı manevi şeyleri düşünürken bile, bir çoğunu maddi örnekleri canlandırarak tasavvur ediyor. Nitekim zaferin tadını, şekerin tatlılığına; dostluk cazibesini, mıknatısın çekiciliğine, gaye ve makamın yüceliğini, bir yıldız veya dağın yüceliğine benzeterek anlatırlar. Veya benzeri bir şeyle...

Bununla beraber insanlar, maddeden daha büyük bir cihan olan maneviyatı idrak etme ve düşünme gücü bakımından farklı olup, çeşitli derecelere sahiptirler. Bazı düşünceler, maneviyatı kavrama hususunda sıfır derecesinde iken, bazıları bundan bir miktar yukarıdadır. Böylece bu dereceler kolayca, madde ötesi maneviyatı kavrayabilen düşünceye ulaşıncaya kadar sıralanmaktadır.

Bir kimsenin her ne kadar maneviyatı idrak edip düşünme gücü fazla olursa, aynı nispetle maddi dünyaya ve onun aldatıcı görüntülerine olan bağlılığı da azalır. Her ne kadar maddeye bağlılığı azalırsa, maneviyatı idrak etme gücü de o oranda artar. Buna göre, insan fertleri, sahip oldukları tabiatları gereğince, madde ötesini idrak etme yeteneğinde de sahiptirler. Eğer bu yeteneklerini yitirmeseler eğitilebilirler.

b) Bu yaptığımız açıklamadan şu neticeye varılıyor. Yüksek bir seviyedeki idrak gücüne ait bilgiler, ondan alttaki bir dereceye yüklenemez. Aksi halde, ters sonuca varılır. Özellikle seviyeleri madde ve cisimden çok yüksek olan maneviyat, eğer doğrudan doğruya halkın his ve hissi bilgilerinden öteye geçmeyen idraklerine yüklenmek istenirse ters bir sonuç verecektir.

Burada misal olarak, çok tanrıcılığı zikredebiliriz. Hindistan'ın Upanişad vida bölümünde yaygın olan inançları, dikkatle inceleyip, o dine uyanların sözlerini tüm yönleriyle göz önünde bulundurarak birbiriyle yorumlayan bir araştırmacı, asıl amacın, halis tevhid fikri olmasına rağmen, bu fikir, maddeye alışkın basit beyinlere yalın bir dille doğrudan doğruya sunulduğundan ne yazık ki, bu tek mabud ve tevhid fikri, halk çapınca yürürlüğe konulduğu zaman, putperestlik ve çok tanrıcılığı itiraf etmek olarak anlaşılıp saptırılmış olduğunu anlar.

Buna göre tabiat ve madde ötesi sırlar, madde alemine bağlı olanlara ancak üstü örtülü olarak söylenmelidir.

c) Brahmanizm, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerde kadın tabakası gibi halktan bazı sınıfların dini imtiyazlardan ve Veseniyet ile Hıristiyanlık gibi dinlerde de halk çoğunluğunun mukaddes kitapların anlaşılmasına, müdahaleden yoksun kalmalarına rağmen, İslâm dini, imtiyazlarda, kimse için herhangi bir mahrumiyet vâz etmemiştir. İslâm nazarında herkes, kadın-erkek, siyah-beyaz dini imtiyazlara varmak yönünden, eşit seviyededirler. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"... Ben erkek olsun, kadın olsun içinizden iyilik yapanın iyiliğini boşa çıkarmam. Bazınız, bazınızdan meydana gelmedir (hepiniz birsiniz bence)..."[1]



1 2 3 next